Oturdu masa başına.
Bu sefer kararlıydı, başlayacaktı yazmaya.
Tekrar akıp gidecekti kelimeler, durduramayacaktı kalemini.
Bu kadar düşüncenin içinde yüzerken, neden yazamıyordu şimdi?
Bir kavga vardı kafasının içinde..
Milyonlarca, trilyonlarca düşüncenin birbiriyle yarıştığı bir kavga.
Bu kavga ancak yazarak durdurabilirdi, biliyordu.
Oysa ki, susmak iyi gelir sanmıştı.
Gelmemişti.
Şimdi, yazmak isteyip yazamazken, kendine ne yaptığına şahitlik ediyordu.
"Mümkün müydü ki, mutluyken? " dedi.
Hep merak etmişti, insan hem mutlu, hem üretken olabilir miydi?
Yazmak istediği kitap, taslaklarıyla birlikte öylece terkedilmiş, yarım bırakıldığını anlayıp küsmüşçesine, karşısında duruyordu, boynu bükük.
"Mutluluk" dediği şey, o anda ona büyük bir hüzün verdi.
Anladı.
"Mutluluk" sandığı o rutin, onun iç dünyasına ihanet eden bir nankörden başkası değildi.
Uzun uzun oturdu, küskün hayallerinin karşısında.
Sorguladıklarını kaleme döktüğü gün, artık içindeki kavganın sona ereceğini biliyordu.
Bir gün sona erecekti.
Ve hoşgeldin diyecekti küskün hayaller, kucaklayacaklardı onu, kavganın bittiği, umudun yeşerdiği yerde.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder