10 Şubat 2017 Cuma

Sınav

"Kötü kadın, en yakın arkadaşını çok kıskanıyordu. Gün geçtikçe kıskançlığı artıyor, her gün daha çok içini kemiriyordu. Arkadaşının sahip olduklarına çok sinirliydi, "neden o?"  "neden ben değil de o?" diyor, bunu her düşündüğünde gözlerinden alevler fışkırarak, ona yapacağı kötülükleri planlıyordu. Hayatını tepetaklak edecekti. Etti de. Arkadaşının hayatını mahvetti, ve bunu büyük bir zevkle yaptı. Sonunda, yaptığı tüm kötülükler döndü dolaştı, kendisini buldu, kötü kadın tepetaklak olurken, iyi kadın ayaklanmaya başladı. Artık ilâhı adaletin yerini bulduğu yerdelerdi."

Tabi ki bunlar bir filmde oldu. Gerçek hayatta olsa, kötü kadın tüm kötülükleri yapar, ve hepsi yanına kâr kalırdı, çünkü gerçek hayatta ilâhı adalet diye bir şey yok.

Küçüklüğümüzden beri duyduğumuz "kötüye bir şey olmaz, iyilikten maraz doğar, hiçbir iyilik cezasız kalmaz gibi sözler, gerçekliği yansıtır ancak, ""iyilik yap denize at" gibi sözlerin, gerçek hayatta bir değeri yoktur. 

Kötüler, vicdansızdır. Bu yüzden de kötülük yaparken bir vicdan sızlaması yaşamaz, ,iç rahatlığıyla kötülüklerini yaparlar. Oh ne güzel! Düşünsenize, ne yaparsanız yapın, peşinizi bırakmayan bir "vicdan"a sahip değilsiniz, içiniz hep rahat. 

"Vicdan" derin meseledir. Evet meseledir, hayatınızı zorlaştırır. Yolda yürürken kediye köpeğe üzülürsünüz, köşeyi dönerken evsiz adama, sabah gazetede okuduğunuz hayat kurbanlarına, arabanızın yanına gelen mendilci çocuğa, üzülür üzülür durursunuz. 

Bunun yanı sıra, özel hayatınızda kimseyi en azından "bilerek" kırmamaya, kimsenin ahını almamaya çalışırsınız, kötüler patır kütür hala "iyi" kalmaya çalışanların ahını almaya devam ederken.

Bunların farkında olan tüm "iyi" insanlar, eminim ki seçme şansları olsa, kötü olmayı seçerlerdi. Ama bu da bizim elimizde değil, vicdanınızı söküp atamazsınız isteseniz de.

Demem o ki , kendinize dikkat edin. İyiler için çok zor bir sınav bu. Gece uykularınızı heba etmeyin, iştahınız kesildiğinden bitiremediğiniz o çorbayı bitirin, yemeğinizi yiyin, yastığınıza sarılıp, huzurlu olmaya çalışın. Emin olun, bunları yapsanız da kötünün yanına kalacak, yapmasanız da. En azından siz iyi olun. Ancak bu şekilde hayatta kalma şansınız var çünkü.

13 Ocak 2017 Cuma

Sarı saçlı kız

Bir yaz akşamı.
Orda herkes yine.
Kumral bir kız oturuyor, kalabalık bir masada.
Kalabalık olmasına da gerek yok, "o" varsa, kız için her yer kalabalık.
Çok mutlu kız.
Hesapları var.
Küçük çünkü daha,
Hesap yapacak kadar küçük.

Sarı saçlı bir kız geliyor, çıkıyor merdivenlerden.
Kız, sarışın kız için söylenenlere gülüp, seviniyor içten içe.
Hesapları var çünkü bu kızın, sarışın kız değil, kendisi var "o"nun hayatında.

Habersiz çünkü kız.
Evdeki hesabın çarşıya uymayacağından habersiz.
Yıllar sonra, o sarışın kızın ölüm haberi geldiğinde, nasıl ağlayacağından habersiz.

" Ah ! "diyor yıllar sonra. "Ah!"

"Gel be kızım, gel!  Onla ol, başkasıyla ol, mutlu ol, mutsuz ol, ama hayatta ol. Gel !
Çocuktum ben. Çocuktuk. Sen gel , söz bir daha öyle bakmam sana.

Sen yeter ki gel. "

Nankör mutluluk

Oturdu masa başına.
Bu sefer kararlıydı, başlayacaktı yazmaya.
Tekrar akıp gidecekti kelimeler, durduramayacaktı kalemini.
Bu kadar düşüncenin içinde yüzerken, neden yazamıyordu şimdi?
Bir kavga vardı kafasının içinde..
Milyonlarca, trilyonlarca düşüncenin birbiriyle yarıştığı bir kavga.
Bu kavga ancak yazarak durdurabilirdi, biliyordu.
Oysa ki, susmak iyi gelir sanmıştı.
Gelmemişti.
Şimdi, yazmak isteyip yazamazken, kendine ne yaptığına şahitlik ediyordu.

"Mümkün müydü ki, mutluyken? " dedi.
Hep merak etmişti, insan hem mutlu, hem üretken olabilir miydi?
Yazmak istediği kitap, taslaklarıyla birlikte öylece terkedilmiş, yarım bırakıldığını anlayıp küsmüşçesine, karşısında duruyordu, boynu bükük.
"Mutluluk" dediği şey, o anda ona büyük bir hüzün verdi.
Anladı.
"Mutluluk" sandığı o rutin, onun iç dünyasına ihanet eden bir nankörden başkası değildi.

Uzun uzun oturdu, küskün hayallerinin karşısında.
Sorguladıklarını kaleme döktüğü gün, artık içindeki kavganın sona ereceğini biliyordu.
Bir gün sona erecekti.
Ve hoşgeldin diyecekti küskün hayaller, kucaklayacaklardı onu, kavganın bittiği, umudun yeşerdiği yerde.

12 Ocak 2017 Perşembe

Tatlı-Ekşi

Durdurdu gelmek üzere olan, ama modern dünyada akmasına izin verilmeyen göz yaşlarını.
Güçlü olmak zorundaydı.
Dimdik duracak, hiç bir şey hissetmeyecekti.
Hissetmek... Bu riski alamazdı.
Baktı aynadaki suretine, evet, tam da ondan istenilen gibiydi.
Robotlaşmıştı.
Artık onu kimse üzemezdi.
Zaten, "ne münasebet"ti!
Önemli olan tek şey, kendisiydi.
O kadar önemsiyordu ki kendisini, duygularını bir kalemde silip atmıştı hayatından.
Ne fedakârlık!

İşe gidecekti, en sahici(!) gülümsemesiyle insanlara günaydın dedikten sonra, işlere koyulacaktı.
Sistem onu ele geçirmemişti hayır, sadece o sisteme ayak uydurmuştu, istediğinde de elini kolunu sallayarak çıkardı, istediği zaman aşık olurdu.

Sahi, en son ne zaman aşık olmuştu?
Hatırladı. Zor zamanlardı.
Sadece gördüğünde bile heyecanlandığı, öpüşürken kalbinin yerinden çıktığı, gecelerce ağladığı zamanlar..
Ah ne kadar da güçsüzdü!
...

Bu içinden söylediklerine, aslında kendi bile inanmıyordu.
Az kalmıştı.
Asıl güçsüzlüğün "hissetmemek" olduğunu farkedecek , modern dünyanın yarattığı "ekşimeyen yoğurttan" bir farkı kalmadığını anlayacaktı.

Kendine karşı koyamadığı, "hissetmemeye" devam edemediği zaman ekşimeye başlayacak, küllerinden doğacaktı.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Döngü

Küçük bir kız çocuğu
Çıktı kulübesinden
Örgülü sarı saçları, uzanmış beline kadar
Seke seke çiçeklerin arasında
Kokladı çiçekleri
Papatyalara doğru gitti, kopardı bir papatyayı
Bir çığlık duydu birden
Çığlıktan çok serzeniş
"Neden?" diyordu papatya
"Neden kopardın beni?"
Verecek cevabı yoktu.
İnsan yavrusuydu o, kırmak,dökmek için gelmişti dünyaya
Cevabını nasıl verebilirdi?
Sebebini nasıl bulabilirdi?
Saftı ama henüz.
Ne içinden çiçekler koparılmış, ne de koparmıştı
Ama şimdi?
Bir cevap vermesi gerekti
Düşündü
"Çünkü güzeldin" dedi.

Artık hiç bir şey eskisi gibi olamazdı.
Çiçeği dalından kopardığı gün, bekledi içindeki çiçeklerin koparılmasını
Günbegün,yavaş yavaş,tek tek..
"Özür dilerim" dedi papatyaya.
Kendi döngüsünü yaşayacaktı
Her kokladığı çiçeği koparacak,
ve kendisinin koklanmasına izin verdiği an koparılacaktı.