Güçlü olmak zorundaydı.
Dimdik duracak, hiç bir şey hissetmeyecekti.
Hissetmek... Bu riski alamazdı.
Baktı aynadaki suretine, evet, tam da ondan istenilen gibiydi.
Robotlaşmıştı.
Artık onu kimse üzemezdi.
Zaten, "ne münasebet"ti!
Önemli olan tek şey, kendisiydi.
O kadar önemsiyordu ki kendisini, duygularını bir kalemde silip atmıştı hayatından.
Ne fedakârlık!
İşe gidecekti, en sahici(!) gülümsemesiyle insanlara günaydın dedikten sonra, işlere koyulacaktı.
Sistem onu ele geçirmemişti hayır, sadece o sisteme ayak uydurmuştu, istediğinde de elini kolunu sallayarak çıkardı, istediği zaman aşık olurdu.
Sahi, en son ne zaman aşık olmuştu?
Hatırladı. Zor zamanlardı.
Sadece gördüğünde bile heyecanlandığı, öpüşürken kalbinin yerinden çıktığı, gecelerce ağladığı zamanlar..
Ah ne kadar da güçsüzdü!
...
Bu içinden söylediklerine, aslında kendi bile inanmıyordu.
Az kalmıştı.
Asıl güçsüzlüğün "hissetmemek" olduğunu farkedecek , modern dünyanın yarattığı "ekşimeyen yoğurttan" bir farkı kalmadığını anlayacaktı.
Kendine karşı koyamadığı, "hissetmemeye" devam edemediği zaman ekşimeye başlayacak, küllerinden doğacaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder