Bir yaz akşamı.
Orda herkes yine.
Kumral bir kız oturuyor, kalabalık bir masada.
Kalabalık olmasına da gerek yok, "o" varsa, kız için her yer kalabalık.
Çok mutlu kız.
Hesapları var.
Küçük çünkü daha,
Hesap yapacak kadar küçük.
Sarı saçlı bir kız geliyor, çıkıyor merdivenlerden.
Kız, sarışın kız için söylenenlere gülüp, seviniyor içten içe.
Hesapları var çünkü bu kızın, sarışın kız değil, kendisi var "o"nun hayatında.
Habersiz çünkü kız.
Evdeki hesabın çarşıya uymayacağından habersiz.
Yıllar sonra, o sarışın kızın ölüm haberi geldiğinde, nasıl ağlayacağından habersiz.
" Ah ! "diyor yıllar sonra. "Ah!"
"Gel be kızım, gel! Onla ol, başkasıyla ol, mutlu ol, mutsuz ol, ama hayatta ol. Gel !
Çocuktum ben. Çocuktuk. Sen gel , söz bir daha öyle bakmam sana.
Sen yeter ki gel. "
13 Ocak 2017 Cuma
Nankör mutluluk
Oturdu masa başına.
Bu sefer kararlıydı, başlayacaktı yazmaya.
Tekrar akıp gidecekti kelimeler, durduramayacaktı kalemini.
Bu kadar düşüncenin içinde yüzerken, neden yazamıyordu şimdi?
Bir kavga vardı kafasının içinde..
Milyonlarca, trilyonlarca düşüncenin birbiriyle yarıştığı bir kavga.
Bu kavga ancak yazarak durdurabilirdi, biliyordu.
Oysa ki, susmak iyi gelir sanmıştı.
Gelmemişti.
Şimdi, yazmak isteyip yazamazken, kendine ne yaptığına şahitlik ediyordu.
"Mümkün müydü ki, mutluyken? " dedi.
Hep merak etmişti, insan hem mutlu, hem üretken olabilir miydi?
Yazmak istediği kitap, taslaklarıyla birlikte öylece terkedilmiş, yarım bırakıldığını anlayıp küsmüşçesine, karşısında duruyordu, boynu bükük.
"Mutluluk" dediği şey, o anda ona büyük bir hüzün verdi.
Anladı.
"Mutluluk" sandığı o rutin, onun iç dünyasına ihanet eden bir nankörden başkası değildi.
Uzun uzun oturdu, küskün hayallerinin karşısında.
Sorguladıklarını kaleme döktüğü gün, artık içindeki kavganın sona ereceğini biliyordu.
Bir gün sona erecekti.
Ve hoşgeldin diyecekti küskün hayaller, kucaklayacaklardı onu, kavganın bittiği, umudun yeşerdiği yerde.
Bu sefer kararlıydı, başlayacaktı yazmaya.
Tekrar akıp gidecekti kelimeler, durduramayacaktı kalemini.
Bu kadar düşüncenin içinde yüzerken, neden yazamıyordu şimdi?
Bir kavga vardı kafasının içinde..
Milyonlarca, trilyonlarca düşüncenin birbiriyle yarıştığı bir kavga.
Bu kavga ancak yazarak durdurabilirdi, biliyordu.
Oysa ki, susmak iyi gelir sanmıştı.
Gelmemişti.
Şimdi, yazmak isteyip yazamazken, kendine ne yaptığına şahitlik ediyordu.
"Mümkün müydü ki, mutluyken? " dedi.
Hep merak etmişti, insan hem mutlu, hem üretken olabilir miydi?
Yazmak istediği kitap, taslaklarıyla birlikte öylece terkedilmiş, yarım bırakıldığını anlayıp küsmüşçesine, karşısında duruyordu, boynu bükük.
"Mutluluk" dediği şey, o anda ona büyük bir hüzün verdi.
Anladı.
"Mutluluk" sandığı o rutin, onun iç dünyasına ihanet eden bir nankörden başkası değildi.
Uzun uzun oturdu, küskün hayallerinin karşısında.
Sorguladıklarını kaleme döktüğü gün, artık içindeki kavganın sona ereceğini biliyordu.
Bir gün sona erecekti.
Ve hoşgeldin diyecekti küskün hayaller, kucaklayacaklardı onu, kavganın bittiği, umudun yeşerdiği yerde.
12 Ocak 2017 Perşembe
Tatlı-Ekşi
Güçlü olmak zorundaydı.
Dimdik duracak, hiç bir şey hissetmeyecekti.
Hissetmek... Bu riski alamazdı.
Baktı aynadaki suretine, evet, tam da ondan istenilen gibiydi.
Robotlaşmıştı.
Artık onu kimse üzemezdi.
Zaten, "ne münasebet"ti!
Önemli olan tek şey, kendisiydi.
O kadar önemsiyordu ki kendisini, duygularını bir kalemde silip atmıştı hayatından.
Ne fedakârlık!
İşe gidecekti, en sahici(!) gülümsemesiyle insanlara günaydın dedikten sonra, işlere koyulacaktı.
Sistem onu ele geçirmemişti hayır, sadece o sisteme ayak uydurmuştu, istediğinde de elini kolunu sallayarak çıkardı, istediği zaman aşık olurdu.
Sahi, en son ne zaman aşık olmuştu?
Hatırladı. Zor zamanlardı.
Sadece gördüğünde bile heyecanlandığı, öpüşürken kalbinin yerinden çıktığı, gecelerce ağladığı zamanlar..
Ah ne kadar da güçsüzdü!
...
Bu içinden söylediklerine, aslında kendi bile inanmıyordu.
Az kalmıştı.
Asıl güçsüzlüğün "hissetmemek" olduğunu farkedecek , modern dünyanın yarattığı "ekşimeyen yoğurttan" bir farkı kalmadığını anlayacaktı.
Kendine karşı koyamadığı, "hissetmemeye" devam edemediği zaman ekşimeye başlayacak, küllerinden doğacaktı.
11 Ocak 2017 Çarşamba
Döngü
Çıktı kulübesinden
Örgülü sarı saçları, uzanmış beline kadar
Seke seke çiçeklerin arasında
Kokladı çiçekleri
Papatyalara doğru gitti, kopardı bir papatyayı
Bir çığlık duydu birden
Çığlıktan çok serzeniş
"Neden?" diyordu papatya
"Neden kopardın beni?"
Verecek cevabı yoktu.
İnsan yavrusuydu o, kırmak,dökmek için gelmişti dünyaya
Cevabını nasıl verebilirdi?
Sebebini nasıl bulabilirdi?
Saftı ama henüz.
Ne içinden çiçekler koparılmış, ne de koparmıştı
Ama şimdi?
Bir cevap vermesi gerekti
Düşündü
"Çünkü güzeldin" dedi.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olamazdı.
Çiçeği dalından kopardığı gün, bekledi içindeki çiçeklerin koparılmasını
Günbegün,yavaş yavaş,tek tek..
"Özür dilerim" dedi papatyaya.
Kendi döngüsünü yaşayacaktı
Her kokladığı çiçeği koparacak,
ve kendisinin koklanmasına izin verdiği an koparılacaktı.
ve kendisinin koklanmasına izin verdiği an koparılacaktı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



